Dans sizin için ne ifade ediyor? Profesyonel olarak bu işi yapmaya ne zaman karar verdiniz?

Dans hayatın mecazi anlamı, metaforik hali. Bir duyguya yanıt ya da reaksiyon olarak yapılan tüm hareketler dansın hareketlerini oluşturabilir. İlk tutkum resimdi. Buluğ çağımda bolca resim çizerdim.Fakat, bir şekilde dil bilimi okumaya karar verdim. İsveç’te psikolojik olarak zor bir dönem geçiriyordum. Dansın terapötik olarak bana ne kadar yarzımcı olduğunu farkedince dans etmeye devam ettim. Çok çalıştım, haftada 4-6 defa 3-6 saat kadar ders ve pratik yaparak. Bu tutkum beni dans etnolojisi hakkında da araştırma yapmaya yönlendirdi ve sonuçta hem fiziksel hem manevi olarak dansa daha çok bağlandım. Oryantal dans benim için hep birincil oldu. Büyüleyici bir dans türü; dışavurumcu ve açık. Toplum, bu dansa karşı olan seksi, harem vs gibi yargılardan kurtulmalı.

Ortadoğu danslarının dünya kültüründeki yeri çok iyi noktalara ulaşmaya devam ediyor. Siz bu durumu nasıl yorumlarsınız?

Orta Doğu uygarlıkların beşiği, kültürü çok zengin. Orta Doğu danslarının ve dansçılarının geride kalmasına neden olan kaynak kısıtlılıkları var; bunlar bazen finansal yetersizlikler, bazen ideolojik, politik, kültürel hatta vizyonel limitasyonlar. Kapalı bir toplumuz, dolayısıyla dansımız da kısıtlı ve içine kapanık kalıyor. Dahası, burada hayat, Avrupa’ya nazaran daha zor. Sanat adına bir şeyler yapabilmek için de sanattan zevk alabilmek için de zaman ve kaynaklar kısıtlı, gösteriler çoğunlukla “meslek” olarak yapılıyor.

Oryantal dans bir süreden beri Batı’dan ilgi topluyor. Hem patriarkanın hem oryantalizmin etkisinde (ki Türkiye’de oryantalizmin yaygın olduğu bir ülke, kendimizi Batı’nın gözünden görmeye alışmışız) Oryantal dans fazlasıyla cinselleştiriliyor. İzleyici kitlesinin ataerkil bir gözü var. Bir çok dansçı bu sorunlar için, kıyafet seçimi, davranışlar vs. odak alarak diğer dansçıları suçluyor ve eleştiriyor. İlginçtir ki, bu eleştiriler çoğunlukla Batılı dansçılardan diğer Batılı dansçılara ve Orta Doğulu dansçılara geliyor. Fakat şu var, kadınlar ne kadar muhafazakar olmaya gayret ederlerse etsinler, ataerkil göz tek başına dans eden güzel kadın imajını illa ki cinselleştirecek. Bu yüzden bu eleştiriler özellikle yine kadın dansçıların üzerinde baskı yaratıyor. Eğer oryantal dans bugün tam bir sanat dalı olarak kabul görmüyorsa, dansçılar güzel/seksi/çekici diye değil, tamamen ataerkil düzenden dolayı görmüyor. Ve tabii ki erkek dansçılar da ataerkilliğin negatif etkisinde kalıyorlar. Ben organize dinlerin insanları sınırlandırmak için öğütlediği kapalılığı savunamam. Oryantal dansı geliştirecek olan mutahassıplık değil; kendini özgürce ifade edebilme, özgüven, bilgi ve profesyonelliktir.

Özellikle “Klinikte Dans Hareket Terapisi” çalışmanız çok önemli uygulama. Bu çalışmadan bize bahseder misiniz?

Dışavurumcu sanat terapileri yelpazesi altinda yeni tip psikoterapi tarzlarından birisi.
Özellikle etkili olabilmesinin nedeni hareket aracılığıyla “konuşul(a)mayan”a erişilebilmesidir. Hareket aracılığıyla en eski, konuşsal yetenekler gelişmeden oluşmuş hatıralara ulaşılabilir. Dansın estetik özelliğine değil, dışavurumcu yani örneğin bir duyguyu ifade edebilme özelliğine; sonuç değil, sürece odaklanıyoruz. Klinik ortamlarda da kullanılabileceği gibi, rekreasyonel olarak da kullanılabilir. Ben henüz dans terapisti değilim. Kendim için ve öğrencilerimin yaratıcılıklarını tetiklemek için “disiplinler arası yaratıcı hareket” dediğim bir çalışma uyguluyorum. Bir duygudan ya da düşünceden yola çıkıyoruz, ifadeler ve semboller aracılığıyla hareket ediyoruz, resim çiziyoruz, yazıyoruz -bu yüzden disiplinler arası- kaynak konseptin dönüşüm sürecini derinlemesine deneyim ediyoruz.

Sinema ve Tiyatro sanatçıları için dans öğrenmenin katkıları nelerdir? Nesrin Cavadzade sizden dans eğitimi alanlardan sadece biri. Dans eğitmenliğinizden ve eğitim programlarınızdan bize bahseder misiniz?

Tabii ki sinema ve tiyatro sanatçıları dansın ifadesel doğasından ve disiplininden faydalanabilirler. Dans beden farkındalığı ve beden koordinasyonu gerektirir. Dans ettiğimizde, kinestetik, müziksel, duygusal ve rasyonel fonksiyonlar bir arada çalışır. Kısacası, dans “beden zekası”nı geliştirir, ifadeyi, staminayı, müzikaliteyi, esnekliği geliştirir ve ayrıca stresi de azaltır! Nesrin Cavadzade harika bir öğrenciydi; yeniklere açık, çalışkan.

Derslerde bireyin istek ve ihtiyaçları doğrultusunda teke tek olarak çalışıyorum. Çalışmalarımız öğrencinin deneyim seviyesi ve varsa dans geçmişine göre değişiyor. İlk aylar çoğunlukla beden farkındalığı egzersizleri ve teknik pratiklerle dolu, ve basit koreografiler çalışıyoruz. Dansçının verilen bir koreografiyi kolayca kapabilmesi de doğaçlayabilmesi de çok önemli. Bu iki yönde de çalışıyoruz. Disiplinler arası yaratıcı hareket ve dans ise her bir katlımcı için kişisel bir süreç. Orada öğretmenden çok rehber ve kolaylaştırıcı gibi bir rolum oluyor.

%100 Metal Headbangers Weekend etkinliğine mükemmel bir renk kattınız. Portekizli grup Moonspell ile yaptığınız sahne şovu ve etkinlik sizin için nasıl geçti? Oryantal ve metali bir arada icra ettiniz. Bu iki türün uyumu ve farklılıkları nelerdir?

Benim için harika geçti. Uzun süreden beri var olan bir boyun ve omuz sakatlığım var. Tam iyileşmekte olduğum, ki halen öyle, ve yeni yeni tekrar dans ettiğim bir dönemdi, bu yüzden hazırlanma süreci benim için epey acılıydı ama kesinlikte değdi.

Idylleve & Fernando Ribeiro

the Raven and the Wolf

İki farklı türü bir araya getirmek hiç kolay bir iş değil. Dansçının iki türü birleştirerek yeni bir estetik yaratabilmesi için her iki türü de iyi biliyor olması gerek. Ve heavy metal bir dans türü değil, ben de özellikle Breathe koreografisi için doğal ve ifadesel hareketlerden yararlandım. Medusalem için ateş gösterisi hazırlamıştım ama teknik nedenlerden dolayı yapmamaya karar verdik, ve sahnede doğaçlama yaptım.

Metalin bazı türlerinin müzikalitesi oryantal dansın tekniğine çok uygun, örneğin net ve kesin davul, gitar shredding. Davulun blast beat’leri oryantalin temel hareketi olan titreme hareketine çok uygun. Her iki tür de duyguları dışa vuran türler, öfke, acı, kasvet. Türk stili oryantal Mısır stili kadar yumuşak değildir ama Metal müzğin yanında epey yumuşak tabii ki. Bu zıtlığı seviyorum . Metal’in sertliğini karşılayabilmesi için otantik hareketlerden ve ateş manipulasyonundan yararlanıyorum.
Eğer müzik oryantal metal türündeyse yani içinde Orta Doğu ritim ve ezgileri barındırıyorsa, oryantal dans disiplininin içinde kalabiliyorsunuz. Eğer müzikte Orta Doğu stilinde bir şey yoksa, bu teknik olarak uzakta bir füzyon oluyor ve hala buna oryantal füzyon diyebilir miyiz tartışmaya açık.

Örneğin; Manowar’ın Heart of Steele ya da Hail and Kill’ine flamenko yapan bir dansçı düşünün. Varsayalım metal müziğe flamenko yapmak bir trend olmuş olsun ve insanlar buna metal flamenko desinler. Fakat, aslında artık o tam anlamıyla flamenko değil çünkü falmenko makam ve ritim paternleri yok, ama yine de bir nevi flamenko! Tartışılır. Dans katman katman muazzam bir konu değil mi? Bir de bir dansçının Yngwe Malmsteen’in Flamenco Diablo’suna dans ettiğini düşünün. Tam bir flamenko olmasa dahi, flamenko havasını veren bir parça.

Aynı şey “metal belly dance” için de geçerli. Bu arada söylemek isterim, “belly dance” Batı dillerinde yanlış gelişmiş olan bir terim. Doğru terim Oryantal Dans, “göbek dansı” dediğimiz zaman baleye parmak ucu dansı demek gibi bir şey oluyor.

Farklı kültürlerden gelen metal müzisyenleri kendi kültürel öğelerini müziklerine yansıtabiliyorlar. Oryantal Metal de bir süredir var olan bir tür. Dansı oluşturuken elimden geldiğince dikkatli olmaya özen gösteriyorum. Çünkü kısa süreli dikkat çekicek bir şey oluşturmaktansa öğrencilere de aktarılabilecek, kabul gören bir tarz olsun istiyorum oryantal metal, ve Türkiye’nin kimliğine çok uygun buluyorum. Çünkü klasik oryantal dans çoğunlukla geleneksel ve modası geçmiş bulunuyor, metal ise çok seviliyor.

Son olarak, oryantal metal üzerinde bir ısrarım yok. Metal müzik dışavurumcu bir tarz, sizi hareket geçiriyor, teşvik ediyor, gaza getiriyor; nasıl istersek o şekilde dansını yapabiliriz. Eğer profesyonel dansçı isek, tabii estetik, sunum, içerik, kültürel farkındalık, kostüm seçimi gibi dikkat edilmesi gereken sorumluluklarımız var.

1-5 Haziran tarihleri arasında gerçekleşen Rakkas İstanbul Uluslararası Oryantal Dans Festivali sizin açınızdan nasıl geçti?

Bu sene dördüncüsü yapılan bu dans buluşmasına başından beri dahilim. Bu arada İstanbul’un Asya yakasındaki Rakkas Restoran ile karıştırılmasın, bir ilişkileri yok, o İstanbul Rakkas Restoran, bu Rakkas İstanbul Uluslararası Oryantal Dans Festivali. Gayet büyük başlamıştı fakat geçen sene ve özellikle bu sene diğer ülkelerden gelen öğrenciler, dansçılar, eğitmenler haklı olarak Türkiye’ye gelmekten çekiniyorlar.

Rakkas Fest güzdüzleri çeşit çeşit derslere katılabileceğiniz, akşamları ise dans gösterileri olan, eğlencesi bol bir dans buluşması. İlk gece ve son gece ğitmenlerin gala gösterisi ile başlıyor ve son buluyor, aradaki diğer günlerde ise sırayla diğer katılımcıların sahne aldığı Açık Sahne ve yarışma var. Bu sene çok az sayıda olmamıza rağmen ambians harika idi, tam bir oryantal dans ailesi.

Birinci performansım giriş, meyan, yer dansı, ritim solodan oluşan klasik Türk stili idi. İkincisi içinse “Ben İnsan Değil Miyim?” parçasını seçtim. Bu parçanın sözsüz ve dansa daha uygun bir versiyonu vardır, bu yüzden uluslar arası oryantal dans kitlesince de bilinir. Fakat ben Hayko Cepkin’in cover versiyonunu seçtim. “Sen de yan” dediği bölümde biraz fakirizm yaptım; ateş gösterilerinde ateşi kendi üstünde gezdirmeye verilen isim. Sonunda da fire-eating yaparak bitirdim, yani ateşi dilime sürüp ağzıma alarak söndürmek.

İsveç, Fransa, Yunanistan’da yaşadınız. Bambaşka kültür ve ülkeler tanımanın size katkıları nelerdir?

Herkes için farklı katkıları olabilir. Beni sağlıklı bir kişisel alan belirleyebilen uyumlu bir insan yaptı. Belki bazen mesafeli ve farklı kriterleri olan birisi gibi gözükebilirim ama ben böyle biçimlendim. Benzerlikleri ve farklılıkları seçebilme konusunda daha keskin bir göz sağladı. Sınır, millet, bayrak gibi konuların önemsizliği ve dillerin ve etimolojinin ne kadar etkili konular olduğunu deneyim ederek anladım. Kısacası, beni tipik öznel ön-yargılardan uzaklaştırdı, kişilerarası ilişkilerde ve daha geniş sosyal ilişkilenmelerde feraset ve açıklık sağladı diyebilirim.


Genelde ne tarz müzikler dinlersiniz? Sürekli takip ettiğiniz müzisyenler ve gruplar var mı?
Eklektik bir tarzım var diyebiliriz. Sonuçta dansçıyım bir çok çeşit dinliyorum. Büyük bir çoğunlukla metal, industrial, punk, gothic.

Dimmu Borgir, Mayhem, Keep of Kalessin, Rotting Christ, Behemoth, Ihsahn, Blut Aus Nord, Dream Theater, Danzig, Rammstein, Marilyn Manson, KMFDM, The Kovenant, Hayko Cepkin, Pentagram, Orphaned Land, The Cure, Nick Cave, Sisters of Mercy. Dead Kennedys, Exploited, Ebba Grön. Bazıları şu an inaktif olsa da. Ayrıca karşıma çıkan tüm yerli grupları bir şekilde takip etmeye çalışıyorum.

Heavy Metal sizin için ne ifade ediyor? Bu alanda yeni çalışmalarınız var mı?

Bilinçaltı ve bilinçdışımın dışavurumu, tabii bölümsel ve kasıtsız. Geniş kapsamlı ve gelişen bir sanat türü Metal. Occult, esoterism, Left Hand Path gibi bir nevi mistisizm ifade eden; satanizm gibi muhalifliği ifade eden; ölüm, şiddet, seks gibi tabu ifade eden; hedonizm, misantropi, sosyal ve politik konular, başkaldırı ve protesto gibi geniş bir yelpazede konuları var. Hepsi de toplumun ve sistemin bize uzak durmamızı öğütlediği “aykırı” konular.

Metal ile karanlıkta kalmış duygularım bir anlam buluyor.

Bu sene iki konser performansı planı vardı, fakat Türkiye’nin içinde bulunduğundurumdan dolayı ikisi de gerçekleşemedi. Ben yine metale dans etmeye ve ateş tekniklerimi geliştirmeye devam ediyor olacağım. Ateş çok tehlikeli bir uğraş, gerçekten çok efor ve özen istiyor.
Ayrıca, metal müzisyenleriyle yaratıcılık ve eksikliği, kendini ifade etmede özgüven, ilham ve disiplin konuları etrafında çalışmak isterim.

Edebiyat ile ilgili misiniz? Genelde ne tür kitaplar okursunuz?

Üniversitede Dilbilimini seçmeden önce biraz Ingiliz ve Amerikan edebiyatı okudum. Şiiri bazen çok sevdim bazen hiç sevmedim. Analitiğe daha yatkındım, o yüzden dilibilimini seçtim, edebiyatın içerdiği duygulardan uzak durmak istiyordum. Ama artık öyle değil. Şiiri çok seviyorum. Genellikle non-fiction okuyorum, çoğunlukla psikoloji ve politika konuları üzerine.

Son olarak bizlere sizi etkileyen bir kitabı ve bir filmi önerir misiniz?

Evelyn Reed – Kadınının Evrimi, Anaerkil Klandan Ataerkil Aileye – Cinsiyet gözetmeksizin herkese tavsiye ederim. Mitlerden uzak, akademik bir antropoloji kitabı, sosyal evrimi marksist feminist bir yaklaşımla tekrardan keşfedip tanımlıyor. 10 sene kadar önce okumuştum ve hayatımı değiştirdi diyebilirim.

Batman: Kara Şovalye – Biliyorum bir çok kişi çoktan izlemiştir. Joker’in bu filmdeki tasfiri çok etkileyici. Joker’in de filmde söyledği gibi gerçekten Joker ve Batman bir birbirlerini tamamlıyorlar. Joker insanın karanlık yönünü tetiklemeyi çok iyi bilen bir karakter. Karanlık yönden kastım Jung psikolojisindeki gölge kavramı, bilinçdışındaki bir arketip, herkeste var olan insanın kabul görmeyen yönleri. Sadece bir kurgu deyip geçmeyin, hikaye çok iyi yapılandırılmış. “İşler yolunda gitmediğinde şu medeni insanlar birbirlerini yer.” Kendimizi olduğumuzdan daha iyi niyetli sandığımız bilişsel önyargıyı vurguluyor. Bu film de bir şekilde hayatımı değiştirdi. Filmi izlediğim dönemde terapiye gidiyordum. Kendi psişemde daha derinlere giderek kendi “gölge”mle yüzleşebilmek için beni cesaretlendirmişti.

http://artfanzin.com/idil-idylleve-ile-soylesi-rop-ugur-hakan-hacioglu/